Skip to main content

“Öteki” insanlaştırıldığında korku çözülür

Onur Ünlü’nün Bomboş filmi, görünüşte absürt ve tuhaf bir tatil hikâyesi gibi
görünse de aslında alt katmanlarında insanın kötülükle, anlamsızlıkla ve bağsızlıkla
ilişkilenmesini görünür kılan bir filmdir. Film, seyirciyi kimi zaman trajikomik, kimi
zaman rahatsız edici bir alana çekerken iyilik ve kötülük hâllerinin yer değiştirdiği, tehdit
ile güven arasındaki sınırın bulanıklaştığı, ötekinin kimi zaman canavar gibi göründüğü,
kimi zaman da bir destek kaynağı gibi olduğu bir atmosfer yaratır. Bomboş, özellikle
korku ile öteki arasındaki ilişkiyi Psikanalitik açıdan katmanlı bir biçimde işler ve filmi
izlerken akılda şu sorular belirir: İnsan neden tehlikeli bir figürü tamamen kötülükle
damgalamak yerine onu insanileştirmeye ihtiyaç duyar? Ve hangi faktörler kişinin katil
olduğunu bildiği bir kişiye hayatta kalması için yardımcı olmaya kadar götürür? Film,
karakterleri üzerinden Günel’in Şefik, Nazlı ve Bora ile ilişkilenme biçimleri bu sorulara
ayrı pencereden yanıtlar sunar. Hepsi, boşluk ile öteki nesne arasındaki gerilimi taşıyan
bir ruhsal örgüyü temsil ederken asıl mesele filmin adında da kendini gösterir “bomboş”
olma, hissetme, deneyimleme kısmında gizlidir…
Günel: Cansız Nesnelerin Dünyasında Bir Özne
Filmin baş kahramanı Günel, cansız nesnelerin fotoğrafını çeken kurumsal hayatta
çalışan bir kişidir. “Neden cansız nesneler” diye sorarlar iş yerinde hobisi olarak
insanlarla paylaşırken fotoğraflarını çünkü “hareket etmiyorlar” der. Bu, onun içsel
dünyasına güçlü bir pencere açar aslında çünkü cansız nesne güvenlidir. Hareket etmez,
talep etmez, ilişki kurmaz, incitmez ve kolaydır. Fakat aynı zamanda anlamsız, tatsız ve
tuzsuzdur. Günel’in fotoğrafları mezar taşlarıyla karışık görüntülerden ibarettir; bu
boşluk savunmasına işaret eder. Canlı ve talepli olanla ilişkilenmek güç olduğunda kişi
cansıza yönelir. Günel’in hayatı da cansızlık hissi ile sarılıdır. Kedisi ile bile kurduğu bağ
ne kadar derindir tartışılır, onu kime bırakacağının garantisini almadan kendini düşünüp
tatile gider. İçsel dünyası bomboş değildir ama bomboş bırakılmıştır. İlişkiselliğin yerini
kontrollü bir cansızlık almıştır. İlişkiyi, bağ kurmayı, bir başkasının ne hissedebileceği
üzerinden empati duyabilmeyi hiç bilmiyor gibidir, orası bomboştur.
Birinin Ölümünden Kazanılan Tatil
Günel’in çalıştığı firma, yılbaşı çekilişinde bir tatil hediye edecektir; Günel bu
tatili çok ister ancak ona çıkmaz, çıkan kişide aklı kalır. Talihli ölünce, herkes üzüntü
yaşarken boşalan alana hızla yerleşir: “Tatili ben alayım, yanmasın.” Etik düzeyde
rahatsız edici olan bu davranış Psikanalitik düzeyde anlamlıdır. Ölümün bıraktığı boşluk
ruh için dayanılmazdır, boş alan hemen doldurulur. Günel’in tatili sahiplenmesi belki
görece boşlukla başa çıkma çaba gibi görünse de boşluğu devam ettirici yanı da vardır.

İnsan değilmiş gibi bağ kurmadan son derece ilkel bir yerden sadece tatile odaklıdır.
Aslında bu tatilin aynı zamanda bir başkasının ölümünü hatırlatmasını bekleriz, Günel
için bunun hiçbir önemi yoktur. Son derece bencil bir yerden sadece kendi ihtiyacını
düşünür. Günel, katil değildir. Ama bir başkasının ölümü ona bir şey kazandırdığında ona
ne olduğu çok da önemli değildir. Katil değildir ama insani yanları ne durumdadır
tartışılır. Bomboş…
Şefik: Hem Katil Hem Kurtarıcı Olan Nesne
Günel, Kıbrıs’a geldiğinde onu Şefik karşılar. Şefik hem yardımsever, şefkatli ve
babacan bir figürdür hem de tehlikeli, suç işlemiş, öldürücü biridir. O da yan villasına
gelen kişiyle bağ kurup ona iyilik yaparak belki de içindeki insani yanı yaşatma
derdindedir. Bu ikilik Winnicott’ın bölme mekanizması ile uyumludur. Zihin nesneyi
iyi/kötü olarak ikiye ayırır. Çünkü kişiyi kategorize etmek ne zaman ne yapılabileceğini
öngörülebilir yapar, tehdidi küçültür, birini idealize edip diğerini şeytanlaştırmak
sayesinde ruhsal benlik daha kolay bir yerden ayakta kalır. Travmada veya korkuda
iyileşme ise bir kişinin hem kendini hem bir başkasını bütünleyerek hem iyisi hem
kötüsünü yan yana koyması ve buna göre ilişkilenmesiyle çözülür. Ancak filmde Şefik
insan ilişkisinde Günel’i iyiye, öldürdüğü adamları ise kötüye koyarak bu mekanizmayı
devam ettirir. Günel için Şefik ise bölünemez hâle gelir çünkü hem iyidir hem kötüdür,
hem yaralar hem iyileştirir, hem tehdit eder hem kurtarır. Günel onun bu ikili doğası ile
ne yapacağını bilemez, yalnızdır da, dağılmadan baş etmeye çalışır. Özellikle bacağı
kırıldığında Şefik’e muhtaç hâle gelir, korkusu çok artar. Ama bir başkasını öldürdüğünü
bilmesine rağmen ondan da kopamaz. Winnicott’ın tezi burada gerçekleşir, nesne iyisi ve
kötüsüyle tutulduğunda korku azalır. Günel’in ihtiyacı da budur, nesneyi
bütünleyebilmek. Ancak bütünleyince de bu korkuyla ne yapacaktır?
Lacan’a göre korkunun kaynağı kötülükten çok ötekinin bilinmezliğidir. Şefik ilk
başta tamamen bir Büyük Öteki’dir; öngörülemez, tehlikeli, mutlak güç. Günel’in bacağı
kırıldığında bu korku daha da artar. Fakat Şefik, Günel’in yarasını temizledikçe, yemek
getirdikçe, şakalaştıkça ve ona bakım verdikçe öteki olmaktan “insan” boyutuna iner.
Lacan burada şunu söyler: Öteki insanlaştırıldığında korku çözülür. Şefik’in çeşitli
sahnelerde Günel’i öldürebileceği hâlde öldürmemesi, Günel’in onu ölümden kurtarışı,
ikisinin birbirine karşılıklı bağı, tüm bunlar nesne bütünleşmesini sağlar. Yılan
sahnesinde Günel onu ölüme terk edebilecekken bunu yapmaz çünkü Şefik hem tehdit
hem güven figürüdür ve onu insanileştirmeden bu korku ile yaşayamaz.

Nazlı ve Bora: Çift Mekânda Görünen Düzenleyici İç Nesneler
İstanbul’da Günel’in komşusu ve ilgi duyduğu Nazlı hemşire ambulans şoförü
Bora ile birliktedir. Kıbrıs’ta da Günel’in ayağı kırıldığında aynı isimde bir hemşire çıkar
karşısına. Her iki Nazlı da şefkatli fakat mesafeli; bağ kurmayan ama düzen sağlayan
figürlerdir. Nazlı’nın iki mekânda aynı isimle görünmesi aslında Günel’in bilinçdışının
benlik bütünlüğünü koruma çabasıdır. Mekân değişse de içsel nesne değişmez. Nazlı
içsel tutkal gibidir; dağılmayı önler. Günel’in ayağı kırıldığında doktor İstanbul’a
dönmesini önerir ancak Günel tatili bırakmaz. Bu çıkarcı hâli onu bir katille yan yana
getirir ve tamamen çaresiz kılar. Tam bu anda Kıbrıs’da ortaya çıkan Nazlı hemşire, onun
zihinsel düzenleyicisi hâline gelir. Hatta Kıbrıs’daki Nazlı ile güzel bir gece de yaşar
ancak buradaki Nazlı da hayatına Bora isimli bir ambulans şoförü ile devam etmeyi tercih
eder.
Şefik’i yılan soktuğunda Günel’in yardım istediği kişi ise aslında sevmediği
İstanbul’daki ambulans şoförü Bora’dır. Günel kötüye koyduklarından da yardım istemek
zorunda kalır. Filmin sonunda ise İstanbul’daki Nazlı’nın Günel’in kedisini bakmak
istemeyen kapıcıdan alıp sahiplenmesi, Bora’nın da bu sistemin içine dahil olması içsel
ebeveyn temsillerinin bütünleşmesini simgeler. Nazlı Günel’in değildir, Bora’nın
kadınıdır. Günel buna rağmen kedisine bakması için Nazlı’dan Şefik’i kurtarmak için de
Bora’dan yardım alır ve Kıbrıs’da yaşadığı korkuları, tehdit dolu durumları, ancak
onların desteği ile aşar. Ve onları birlikte kabul edip teşekkür ettiğinde onlar da içinde iyi
ve kötü olarak bütünlendiğinde ancak kedi bir ev bulur kendine. Günel de gerçek bir bağ
kurmuş olur.
Adı Bomboş Olan Bir Film
Bomboş, insan ruhunun en ilkel savunmalarını, korkularını ve ilişkisellik arayışını
görünür kılan bir filmdir. İlk bakışta absürt görünen olay örgüsü, aslında öznenin ötekiyle
karşılaşırken yaşadığı Psikanalitik gerilimleri açığa çıkarır. Günel’in Şefik, Nazlı ve Bora
ile kurduğu ilişkiler; onun boşluk, kaygı, ilkel bencilliği ve nesne bütünleşmesi gibi temel
dinamikleri nasıl işlediğini önümüze koyar. Şefik’in hem tehdit hem kurtarıcı oluşu,
öznenin dış dünyadaki nesneyi ikiye bölerek değil, bütünüyle ele alabildiğinde
korkusunun çözülebildiğini gösterir. Lacan’ın “Büyük Öteki ancak insanileştirildiğinde
korku çözülür” önermesi filmde somutlaşır: Şefik ne tamamen iyi ne tamamen kötüdür;
onunla ilişki kurmanın korkusuz yolu da bu ikili doğayı kabul edebilmektir. Winnicott’ın
tarif ettiği “bütünleme kapasitesi”, Günel’in hayatta kalma koşuluna dönüşür. Nazlı’nın
iki mekândaki varlığı ise öznenin içsel dünyasında düzen sağlayan, parçalanmayı önleyen
bir nesneyi temsil eder. Bora ile birlikte bu iki figür, Günel’in erken dönem ebeveyn
temsillerinin yeniden kurulduğu bir alan gibidir. Filmin sonunda kedinin Nazlı’ya

geçmesi, içsel dünyanın yeniden örgütlenmesinin ve dağılmış parçaların bir araya
gelişinin sembolüdür.
Filmin adının Bomboş oluşu, öznenin yalnızca boşluk yaşamadığını; boşluğu
dolduracak, anlamlandıracak, bir nesne ilişkisi kurmakta zorlandığını da gösterir. Ancak
film ilerledikçe, boşluk bir yokluk hâli olmaktan çıkar, dönüşüm alanına dönüşür.
Nesnelerin bütünleşmesi, ötekinin insanlaşması ve içsel ebeveyn temsillerinin
kurulmasıyla boşluk dolmaya başlar. Sonuç olarak Bomboş, kötülüğün şeytanlaştırılması
yerine insanlaştırılmasının mümkün olduğu; ötekinden korkmak yerine onu anlamanın ve
bütünlemenin egonun dağılmasını engellediğine vurgu yapar. Ancak filmin başında
birinin ölümünü hiç umursamayan Günel, başkalarını öldürdüğünü bildiği halde Şefik’in
hayatta kalmasına yardım eder. Nazlı’yı Bora’dan kıskanan, Günel işi düşünce bu ilişkiyi
de Bora’yı da tehdit olarak görmez, kabul eder. Korku onun tehditleri insanileştirip
bütünlemesine sebep olmuştur. Ancak bu bütünleme sembolik olarak egonun dağılımını
engellemek için sağlıklı görünürken, bütünlenilen nesnelerin gerçekteki niteliği sağlıklı
mıdır ve sonra güvenli alanı olan evine döndüğünde bunu devam ettirip ettirmeyeceği,
işte o tartışılır..